SANCAK

Mahalle sahası kapanınca kaybettiğimiz şey

Beton bloklar arasında kaybolan boş arsalar ve küçük sahalar, yalnızca futbol oynanan yerler değil, bir kuşağın birlikte büyüdüğü okullardı.

Çocukluğumun geçtiği mahallede, iki apartmanın arasında kalan toprak bir arsa vardı. Kale direkleri iki taş, taç çizgisi ise bir komşunun bahçe duvarıydı. Akşam ezanına kadar orada top koşturur, kavga eder, barışır, sonra yine oynardık. Geçen ay o sokaktan geçtim. Arsanın yerinde artık bir otopark var.

Bu hikâye bana özgü değil. Şehirlerimizde son yıllarda sayısız boş arsa, küçük saha ve okul bahçesi ya yapılaşmaya açıldı ya da kilitli kapıların ardında kaldı. Kâğıt üzerinde bunlar sadece birkaç yüz metrekarelik alanlar. Ama bir mahalle için kaybedilen şey çok daha büyük.

Sahada öğrenilen dersler

Mahalle sahası, çocukların hiçbir yetişkin müdahalesi olmadan kural koymayı, tartışmayı ve uzlaşmayı öğrendiği ilk yerdir. Takımlar adil kurulmazsa oyun sıkıcı olur, bunu herkes bilir. Küçükler de oyuna alınmazsa ertesi gün oyuncu bulunamaz. Bu sahalar, hiçbir ders kitabında yazmayan bir sosyal eğitimin sınıflarıdır.

Yetenek her mahallede doğar; ama yalnızca oynayacak yeri olan mahallelerde büyür.

Bugün profesyonel kulüplerin altyapılarına bakın. Pek çok başarılı sporcunun hikâyesi, ücretli bir akademiden önce böyle bir sokak sahasında başlar. Ücretli spor okulları elbette değerli bir hizmet sunuyor. Ama her ailenin aylık aidat ödeyebilecek durumda olmadığı bir toplumda, ücretsiz ve erişilebilir oyun alanları yeteneğin tek kapısı olabilir.

Sorun yalnızca yetenek kaybı da değil. Hareket etmeyen, dışarıda vakit geçirmeyen, akranlarıyla yüz yüze vakit geçirme şansı azalan bir çocukluk, uzun vadede hem sağlık hem de sosyal ilişkiler açısından ciddi bir bedel ödetiyor. Ekranlar boşalan sahaların yerini doldurmaya çalışıyor, ama aynı şeyi veremiyor.

Çözüm sanıldığı kadar zor değil. Okul bahçelerinin hafta sonları ve tatillerde mahalle sakinlerine açılması, belediyelerin kullanılmayan küçük arsaları geçici oyun alanlarına dönüştürmesi, yeni konut projelerinde ortak oyun alanlarının bir zorunluluk olarak planlanması gibi adımlar hızla atılabilir. Bunlar büyük stadyumlar kadar parlak açılış törenleri sunmaz belki, ama çok daha fazla çocuğa dokunur.

Kız çocuklarını da bu hikâyenin dışında bırakmamak gerekiyor. Benim çocukluğumdaki o toprak arsada, ne yazık ki kızlara pek yer açılmazdı. Bugün yeni oyun alanları planlanırken, farklı yaşlardan ve cinsiyetlerden çocukların kendini rahat hissedeceği, iyi aydınlatılmış, çevresinden görülebilen, yalnızca futbol değil basketbol, voleybol ve serbest oyun için de uygun alanlar düşünülmeli. Herkesin oynayabildiği bir saha, daha zengin bir spor kültürünün de başlangıcı olur. Yarının milli takım oyuncuları kadar, yarının sağlıklı yetişkinleri de bu sahalarda yetişiyor.

Spor dendiğinde hep büyük maçları, transferleri, kupaları konuşuyoruz. Oysa sporun asıl hikâyesi, iki taşın kale olduğu o toprak arsalarda yazılıyor. O arsaları kaybettikçe, sadece futbolcularımızı değil, birlikte oynamayı bilen bir toplumu da kaybediyoruz.

Haberin tam sürümünü açın